YESRİP

YESRİP ×÷)(»๑۩۞۩๑: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» doğru yerdesiniz kardeşliğin buluştuğu mekan «(·´¯`·.·÷× ﷲ :: ๑۩۞۩๑«)(÷×


Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Şer’i Kavramların Usul-ü Fıkıh Açısından Tahlili

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

e.ubey

avatar
{{{~Yönetici~}}}
{{{~Yönetici~}}}
Müslümanlar vahyin kaynakları olan Kur’an ve sünnete yönelmedikleri müddetçe, kendileri için benimsedikleri hayat nizamında sıkıntılara duçar olacaklardır Doğrusu tarihin seyriyle beraber dinde değişik tefsirlerin çıkmasına, beşeriyet şahitlik etmiş ve etmektedir İlim, irfan, hikmet, medrese ve âlimlerin azaldığı veya olmadığı yerlerde asıl kaynaktan uzak fikir ve düşünceleri daha da çok görmekteyiz Bu sıkıntıların altında yatan asıl sebeplerden birisi “insanın dinden beklentisi”dir Beşer kendi arzu ve isteklerini dinde aramaya ve din aracılığıyla kendisini ikna etmeye başlayınca, dini kendi emelleri doğrultusunda yorumlaması kaçınılmaz olacaktır Ama gerçekte dinin bizlerden beklentileri vardır Dinin beklentilerini bazen akıl idrak eder ve ona uyar ve bazen de akıl dinin beklentilerini idrak edemez İdrak edemediği mesele hakkında eğer Kur’an ve sünnette nas ve delil bulursa, Allah ve Peygamber’den olduğundan, taabbuden ona tabi olur Bunu belirtelim ki, şer’i hükümler muhakkak bir maslahat, menfaat veya bir zararı def etmeye dayalı olarak va'z edilmiştir İnsanın aklı bu maslahat ve zararları bazen idrak edemez, yalnızca hükümlerin hikmetleri hakkında fikir yürütebilir Bir hadisi şerifte “Din akıl ile isabet/idrak edilmez” beyanı vardır Zira insanoğlu zayıf bir varlıktır ve zayıf olarak yaratılmıştır Maddi olan bu varlığın bütün şer'i hükümlerin, delil ve kaynaklarını bilmesi ve onlara musallat olması imkansızdır Elbette bu makama, yalnızca masumlar ulaşabilir Dolayısıyla masumların beyan etmiş oldukları hüküm, -kanun ve usullere riayet etmek şartıyla- bizlere ulaşırsa şer’i hükümdür Ardındaki sebebi ister bilelim veya bilmeyelim, o hüküm bizler için itaat edilmesi vacip olan hükümdür
Hükümleri va'z eden kimsenin bazı özelliklere sahip olması gerekir

1-İnsanı, insandan daha iyi tanımalıdır

2- İnsanın maslahatlarını bilmelidir


3- İnsana zararı olan şeyleri bilmelidir

http://yesrip.yetkinforum.com

e.ubey

avatar
{{{~Yönetici~}}}
{{{~Yönetici~}}}
4- Va'z edeceği kanunlar kuşatıcı olmalıdır
5- Kanunlar birbirleriyle çelişmemelidir
6- Bütün mahlukatın haklarını gözetmek zorundadır
7- İçtimai ve ferdi kanunlarda insanın değeri gözetilmelidir
8- Kanunlar geçici ve bazı zamanlara münhasır edilmemelidir Bir istisna olarak eğer kanunlar tedrici olarak mükemmelleşiyorsa kademe kademe kanunların değişmesinde mesele yoktur Yalnız genel olarak va'z edicinin kanunları bir bütün olmalıdır
9- Kanunlar bütün topluma adaleti sağlayacak derecede uygulanmalıdır
10- Kanunlar insana değer vermeli ve onu değersizliklerden uzak tutmalıdır
Bütün bu özellikler göz önünde bulundurulduğunda diyebiliriz ki, bunların hepsi kemal derecesinde Allah'ta bulunmaktadır ve O, mahlûkuyla kesinlikle kıyas edilemez Ondan sonra masumlarda bu özellikler kemal derecesinde bulunur Böylece kanun va'z etmek, idare etmek, toplumlara rehberlik yapmak bunların hakkıdır Bu kanunları bilmek ve onlara göre yaşamak da biz insanların zaruri görevidir Beşer bu noktaya teveccüh etmediğinden “dinin ondan beklentileri yerine onun dinden beklentileri” çıkmazına sapmakta ve İslam’da delili olmayacak fikir ve düşüncelere yönelmektedir
Bu fikir akımlarından birisi İslam dininde revaçta olan kavram ve kelimelerin selat/namaz, savm/oruç, hac gibi İslam’da aynen sözlük ve lügat manasında kullanıldığını kabullenerek rahatlıkla İslam'ın teşri/yasama makamında bu kavramlara vermiş olduğu asıl manayı göz ardı ederek dinde hiç bir şekilde yeri olmayan tefsirlere yönelmeleridir Örneğin “selat” sözlükte dua anlamındadır Dolayısıyla oturduğun yerde dua etsen de yeterlidir İslam'ın vacip etmiş olduğu erkana gerek yoktur gibi asılsız fikirleri savunmaktadırlar Bu sorunun çözümü için gerekli bazı mukaddimeleri zikretmek zorundayız
A-Kavramlar ve Manaları
1- Hakikat: Kavram ve kelime kendisi için va'z edilmiş manada kullanılırsa hakikattir Örneğin “aslan” kelimesi ormanda yaşayan ve avını parçalayarak öldüren hayvan için kullanılır Aslan kelimesinin bu manada kullanılmasına hakiki mana denir
2-Mecaz: Kavramın kendisi için va'z edilmemiş manada kullanılmasına mecazi mana denilir Örneğin “aslan” kelimesi cesur bir insan için aralarındaki cesaret ölçü kabul edilerek, kullanılırsa buna mecazi mana denilir
B- Va'zın Kısımları
1-Taayyuni: Kavramların, asıl sözlük manasından tedrici olarak soyutlanıp uzaklaştıktan sonra bir başka manada fazlaca kullanılarak o manada istikrar bulmasına denilir
2-Ta'yini: Va'z edicinin, bir kelimeyi has bir manada kullanmasına denilir Va'zın bu kısmı üç şekilde olur
a- Sözlü olarak bir kavram ve kelimeyi has bir mana için belirtmektir
b-Va'z edici, ben bu kelime ve kavramı kullandığımda bu manayı kast etmekteyim taahhüdünde bulunarak va'z edebilir
c-Ameli ve fiili olarak va'z edebilir Yani va'z edici, bir kelime ve kavramı bir manada, kelime ve mana arasında bir irtibatı gözeterek ameli ile va'z edebilir Va'z edici bu va'z çeşidinde iki hedef gütmektedir
1-Bu kavram kullanıldığında has bir mana irade edilmektedir
2-Bu kavramı bu has mana için bir kalıp olarak tayin etmektedir Örneğin, birisinin yeni doğan evladı olur, eve gelir ve evdekilere bana “Ali’yi getirin kulağında ezan okuyayım” der Bu ameliyle hem yeni doğan çocuğa isim belirler ve ilan eder hem de “Ali” ismini bu çocuğu tanımak için vesile kılar
Konunun anlaşılması için mukaddimede “Hakikat-ü Şer'iyye” ve “Hakikat-ü Müteşerrie” gibi iki konuyu açıklamak zorundayız
Hakikat-ü Şer'iyye: Va'z edici olan Allah ve Hz Muhammed'in(sa), kavramları bugünkü maruf ve malum olan manalarda kullanmasına denilir Örneğin, “selat/namaz” İslam'da belli erkana sahip bir ibadettir Allah ve O’nun Resulü bu kavramı aynen bu manada kullanmışlardır Yani bu manayı bu kavram için belirtmiş ve tayin etmişlerdir Burada va'zın tayini kısmından yararlanılmıştır
Hakikat-ü Müteşerrie: İslami kavramlar bugünkü manalarında, teşri döneminden sonra kullanılmıştır Başka bir ifadeyle peygamberden sonra sahabe ve tabiin ve onlardan sonra gelen müminler tarafından bu kavramlar bu manalarda kullanılmıştır Bu kullanma şekli zamanla fazla olduğundan, kavramlar asıl sözlük manalarından uzaklaşarak yeni has manalarda istikrar bulmuşlardır Bu şekil kullanılmaları aynı zamanda hakiki manalarıdır Burada va'zın ta'ayyuni kısmından yararlanılmıştır
Acaba va'z edici(Allah ve Resulü) “salat/namaz, hac vb şer’i kavramları va'zın hangi çeşidini kullanarak va'z etmiştir?
Bu konuda değişik görüşler vardır Müslümanlar, Allah ve Peygamber’e sorgusuz ve sualsiz taabbudi olarak itaat etmek zorundadırlar Ve bu şer’i kavramları bugünkü has manalarında kullanmak zorundadırlar artık gerisini ve oluş şeklini sormamalıdırlar
Müslümanlar, özellikle Peygamber’den sonra, bu şer’i ve ibadi kavramları bugünkü has manalarında fazlaca kullandıklarından bu kavramlar asıl sözlük manalarından uzaklaşmış ve belli erkana sahip ibadetler için hakiki mana olmuşlardır Burada ölçü dindarların sireti ve va'zın ta'ayyuni kısmıdır
İslam'ın ilk dönemlerinde her ibadi amel bildirildiğinde, Peygamber, bu kavramların manalarını da belirliyordu Her ibadetin belli bir erkan ve kalıbı vardı Burada hakikat-ü şer'iyyeden ve ta'yini va'zdan yararlanılmıştır
Hz Peygamber, amili olarak şer’i kavramlar için, bazı irtibat ve alakaları gözeterek şer’i manalarını va'z etmiştir Bu da iki hedef için olmuştur
a-Kelimelerin ve kavramların manalarını beyan etmek
b-Kavramlar, ameli olarak manalar için bir kalıp olmuş, her biri bir erkan ve has ibadet şekillerine delalet etmektedirler
Bu görüşlerin her biri için taraftar olmasına rağmen muteber olanı en son görüştür Bu görüşü teyit edecek hadisler oldukça fazladır Nitekim Hz Muhammed(sa), “Benim kıldığım gibi namaz kılın” diye buyurmaktadır Bu ameliyle hem namazın manasını hem de erkanını ameli olarak belirtmiştir Bunu teyit edecek başka bir delil şudur Peygamber bu kavramları bu has manalarda mecazi olarak kullanmamış ki, fazla kullanma sayesinde bu kavramlar bu manalarda istikrar bulsun ve manaları hakiki olsun Zira va'z edici bu durumda muhakkak mecazi ve hakiki mana arasında bir irtibat gözetmek zorundadır Örneğin, “selat/namaz” lügatta “dua” manasındadır Eğer va'z edici bu kavramı mecazi olarak has manada, belli erkana sahip ibadet için kullanırsa mutlaka bir irtibat gözetmek zorundadır
Bu irtibat nedir?
Eğer küll ve cüz alakasını gözetmişse, yani dua namazın bir parçasıdır ve bundan dolayı mecazen kullanılmıştır denirse, doğru değildir Zira her bağ ve irtibat cüz'ün külli manada veya küllinin cüzi manada kullanılması için yeterli değildir Muhakkak cüz'ün külli içinde önemli bir parça ve erkandan olması gereklidir Örneğin, Arapça'da köleye “rakabe” denilir Çünkü “rakabe” boyun manasında olup bedenin önemli kısmıdır Boyunsuz insan imkânsızdır Ama duanın namaz için bu denli önemli bir kısım olmadığı kesindir Çünkü dua namazın erkanından değil Dua etmeden de namaz olur Dolayısıyla bu mecazi kullanma şeklini kabullenemeyiz
Buraya kadar konunun ana teması, Allah ve O’nun Resulü(sa) ibadetler için has mahiyetler tayin etmiş ve bu mahiyetler için has manalar tayin etmişler faraziyesine dayanarak konuyu tahlil etmeye çalıştık
Bazıları şöyle bir iddiada bulunmaktadır: Peygamber bu ibadetler için erkan/şekil tayin etmemiştir Zira bu erkan bütün geçmiş ümmetlerde ve enbiya zamanında da vardı Lakin İslam Peygamber’i bu ibadetlerin şeklinden eksiltmek ya da ona eklemek suretiyle tasarrufta bulunmuştur Bunu teyit edecek bazı ayetler de vardır
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”(Bakara 183)
“İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler”(Hac27)
“Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti”(Meryem 31)
Dolayısıyla ibadetlerin mahiyetleri şer’i mahiyetler değildir Bu mahiyetler için va'z edilen kavramlar şer’i hakikatler değildir Kadim eyyamdan beri vardırlar ve bugün de eğer bu mahiyetler bazı kavramlarla kullanılıyorsa, lügat manaları gözetilerek kullanılmaktadırlar
Bu görüşü doğru kabul etmemiz halinde şu ana kadar bahsettiğimiz bütün konuların üzerine bir çizgi çekmemiz gerekir ve hiç bir değerleri kalmaz Zira bu ihtimale göre ibadetlerin bugünkü isimleri eskiden beri vardı
Bu görüş esaslı ve sağlam bir görüş değil Bütün müslümanlar, kadim eyyamdan ibadetlerin olduğunu kabul etmektedirler Lakin bu ibadetlerin her dinde isimleri O kavmin diline göre tayin edilmiştir Ama İslam'da ibadetler için İslami temsil eden Arapça ile isimler tayin edilmiştir Böylece geçmiş ümmetlerde ve dinlerde bu ibadetlerin olduğunu kabul etsek bile, İslam dini bu kavramları va'z ettiğinden mukaddimede zikretmiş olduğumuz konuların hepsi gereklidir
İbadetler için şer’i bir hakikatin sabit olması ne gibi bir fayda sağlayacaktır?
1-Eğer İslam’da kavramlar Peygamber tarafından manalarıyla beraber va'z edilmiş ise, mutlaka bu kavramları şer’i manalarıyla anlamak ve amel etmek zorundayız Farz edelim ki, kavramlar hicretin ikinci senesinde bugünkü şer’i manaları için va'z edildi Buna binaen eğer hicretin ikinci senesinden önce bu kavramlar kullanıldıysa, lügat manalarında kullanılmıştır Yani lügat manaları gözetilerek kavramlar, çokça kullanılarak asıl sözlük manalarından uzaklaşarak zamanla şer’i has manalar lügat manalarının yerini tutmuştur Ama hicri ikinci senesinden sonra bu kavramları şer’i has manalarında kullanmamız gerekir Eğer ibadetler için şer’i hakikatin varlığını kabul edersek, ayet ve rivayetlerdeki ibadetlerin kavramsal manalarını şer’i manalarıyla anlamak zorundayız; lügat manalarını değil Namaz has erkana sahip ibadettir Dua manasında değil Hac has erkana sahip olup kast etme manasında değil vb
2-Eğer va'zın tarihi belli değilse, bu durumda kavramların, has şer’i manalarda kullanılmasından sonra va'z tahakkuk etti dersek, başkası va'zın kavramlardan önce tahakkuk ettiğini iddia edecektir Bu iki durum birbirleriyle çelişmektedir ve çelişkinin olduğu durumda iki görüş de delil sayılmaz ve muteber değillerdir Bu sorunla beraber başka bir sorun daha gündeme gelmektedir Eğer, bu kavramların kullanıldığı zaman şer’i hakikatleri de va'z edilmişti der, bunu bir kural ve kaide olarak kabul edersek, bu kuralla, yalnızca bu kavramların lügat manalarında kullandıklarını ispatlayabiliriz Lakin muteber olan, kaide ve kanunlarla şer’i eserleri ve sonuçları ispatlamaktır Çünkü hüküm belirtmek için şer’i eser ve sonucun olması gereklidir, lügata dayalı eser değil Usul ilminde şer'i eseri ispatlamayan kanun ve kaideye “müsbit”, asıl denilir ki, hiç bir faydası yoktur Bu kural, müsbet kural olup şer’i eser ve sonucu ispatlamadığından faydası yoktur
3-Birileri, biz burada akıl sahiplerinin yoluna uymaktayız, çünkü akıl sahipleri bir kavram hakkında şüphe ettiklerinde “acaba bu kavram asıl manasından uzaklaşmış ve şer’i has manada mı kullanılmıştır yoksa lügat manasını korumuş mudur” diyerek bu durumda kendileri için bir kural tayin etmişlerdir o da “böyle bir naklin olmaması” kuralıdır Dolayısıyla kelime ve kavram sözlük manasında baki kalmıştır
Bu kimselere şöyle bir cevap verilebilir: Naklin olmama kuralı, naklin kendisinden şüphe edildiği zaman geçerlidir Lakin biz müslümanlar bu kelimelerin lügat manalarından çıkıp şer’i has manalarda kullandıklarını yakinen bilmekteyiz Dolayısıyla bu kural geçersizdir
4-Bu konunun ilimi tahlil ve araştırmadan başka bir semeresi yoktur Amacımız bu konu hakkında sorunları olan kimselerin konunun akışına teveccüh etmek suretiyle tutuna bilecekleri hiçbir dallarının olmadığını ispatlamaktı
5-Mesele ameli olarak hiç bir şüpheye, belirsizliğe ve karanlığa duçar değildir Çünkü ister şer’i kavramları has manaları için, Peygember’in kendisi va'z etmiş olsun ister peygamberden sonra gelen sahabe, tabiin ve müminlerin sireti bu kullanma tarzını belirlesin, şer’i hakikatler sabittir Bunu inkâr etmek akıl sahibinin işi değildir Zira fıkıh kitaplarında ibadetler babında her bir ibadetin mahiyetini, erkanlarını ve yapılış tarzını beyan eden onlarca hadis bulabiliriz Bizleri şüpheye düşürecek hiç bir kapı bırakılmamıştır
6- Konu hakkında net olarak iki yol vardır
a-Kavramlar sürekli has manalarında kullanıldıkları için, zamanla şer'i manalar bu kavramların hakiki manaları oldu
b- Peygamber kendi ameliyle bu kavramlar için şer'i manalar tayin etti
İlim ehlinden hiç kimse bu kavramların lügat manaları şudur; dolayısıyla lügat manalarına uymakla da şer’i görev yerine getirilir ifadesini ve iddiasını dile getirmemiştir
25012008
KEMAL KORKMAZ

http://yesrip.yetkinforum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz