YESRİP

YESRİP ×÷)(»๑۩۞۩๑: ﷲ ×÷·.·´¯`·)» doğru yerdesiniz kardeşliğin buluştuğu mekan «(·´¯`·.·÷× ﷲ :: ๑۩۞۩๑«)(÷×


Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Hataları Silip Dereceleri Yükselten Ameller

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1icon Hataları Silip Dereceleri Yükselten Ameller Bir Ptsi Ara. 22, 2008 7:22 pm

e.ubey

avatar
{{{~Yönetici~}}}
{{{~Yönetici~}}}
Müslim'in naklettiği bir başka hadiste yine Allah Resûlü şöyle buyurmaktadır:

أَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا يَمْحُو اللّٰهُ بِهِ الْخَطَايَا وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ قَالُوا: بَلَى يَا رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ: إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ وَكَثْرَةُ الْخُطَا إِلَى الْمَسَاجِدِ وَانْتِظَارُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الصَّلاَةِ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ

"Allah'ın, hatalarınızı silip temizleyeceği ve sizi derece derece yükselteceği (önemli) bir hususa delâlet edeyim mi? Ashabı: Evet yâ Resûlallah dediler O da şöyle buyurdu: (Şartların alabildiğine ağırlaştığı ve) abdestin zorlaştığı durumlarda, eksiksiz, tastamam abdest almak, mescitle (ev arasında gelip) gidip çok yol yürümek ve bir namazdan sonra diğer bir namazı beklemeye koyulmak, işte (sınır boylarında nöbet tutma seviyesinde kendini Hak'la) irtibatlandırma budur"[52]

Şimdi, yine gücümüz yettiği ölçüde bu zeberced söz dizisi üzerinde duralım:

Evvelâ, Allah Resûlü, أَلاَ kelimesiyle, sözünün başında tenbih yapıyor ve muhatapları uyarıyor Zira hadisin devamında anlatılacak olan meseleler, dikkat isteyen meselelerdir Zaten onların yapılması, ancak dikkat ve uyanıklıkla mümkündür Bazı davranışlara insan, uyku hâlinde de muvaffak olabilir Meselâ, bir insan uyuduğu için zina etmese veya uyuduğu için gıybette bulunmasa, en azından böyle günahlara girmemiş olur Fakat bizim üzerinde durmak istediğimiz davranışlar, bizzat uyanıklık isteyen ve ancak uyanık olanların yapmaya muvaffak olacakları amellerdendir Onun için, sözün başına tenbih edatı olan أَلاَ getirilmiştir

"Hata" kelimesi de, hadiste dikkat çeken bir kelimedir Her insan hata işler Hatta hatası olmadığını söyleyen bir insan, en büyük hatayı yapmış sayılır Hata işlememek enbiyâya mahsustur; herkes hata işler, hata işleyenlerin en hayırlısı da tevbe edenlerdir[53] İşte burada Allah Resûlü, insanı gayyaya doğru sürükleyen hatalardan kurtulma çaresini haber vermek istiyor

Sadece hatadan kurtulmak yeterli değil, insanın derece derece yükselmesi ve mesafe alması da çok önemlidir Aslında hatanın silinmesi de onun bir derece yükselmesi demektir Diğer yapacağı amellerle de o, ayrı derinliklere ulaşacaktır Böylece insan menfî-müsbet bu amelleri sayesinde nurdan bir helezon içine girecek ve sürekli nâmütenâhîliğe doğru pervaz edecektir Zannediyorum, mârifet-i ilâhiye deryasında yelken açmak da bu olsa gerek

Bu amellerden birincisi, en zor şartlarda abdest almaktır Ancak bu abdest, arızasız, kusursuz olmalıdır Karda, kışta, soğukta, bazen suyun abdest alınmaz gibi olduğu anlarda

İkincisi, mescit yolunda ömür tüketmektir Böyle bir ömür, bir gün, çürüyen bir çekirdek gibi, ahirette Cennet meyvesi veren bir ağaç hâline gelecektir Çok uzak mescitlere gitmek ve ayağın hiç mescidden kesilmemesi, bu da ikinci ameldir

Hedef: Namaz

Üçüncüsü ise, bir namazın ardından iştiyak içinde diğer namazı beklemektir Bu da, bir başka hadiste de ifade edildiği gibi,[54] kalbin mescide bağlı (asılı) olması, demektir

Namaz, ruhun istirahati, vicdanın tenezzühüdür Herkesin bir şeye karşı zaaf ve şehveti vardır Allah Resûlü'nün şiddetli iştiyak mânâsına şehveti ise, namaza karşıdır[55] Onun içindir ki, her defasında Bilâl'e seslenir: أَرِحْنَا يَا بِلاَلُ "Bilâl, bizi biraz rahatlat! (İçimize su serp!)"[56] der Ve وجُعِلَ قُرَّةُ عَيْنِي فِي الصَّلاَةِ "Namaz, bana gözümün aydınlığı kılındı"[57] buyurarak bu hususa işaret eder Zannediyorum, bizim Cennet'e girerken duyacağımız arzu ve iştiyakı, Allah Resûlü, her namaza duruşunda hissediyordu ve onun için de, bir namazdan sonra diğer namazı iştiyakla bekliyordu

Hadiste üç ayrı şey anlatılıyor Ancak, dikkat edilirse, bütün bu üç şeyin de namaz etrafında dönüp durduğu hemen anlaşılır

Namaz, insan hayatında, ucu miraca dayanan ve insanı, insanî hakikatlere karşı en güzel şekilde uyaran, tenbihte bulunan önemli bir faktördür ki, mü'minin miracı sayılmıştır

Namaz, dinin direğidir[58] ve sefine-i dini namaz yürütür O olmayınca, dinin uzun süre ayakta durması mümkün değildir Namaz, nasıl bizatihî tenbih işidir; öyle de edası da aynı şekilde bir münebbih olarak yerine getirilmelidir İnsan, namazını kalbi ve duyguları başka bütün meşgalelerden âzâde olarak eda etmelidir Onun içindir ki, insanın abdest için sıkıştığı bir durumda namaza durması makbul sayılmamıştır[59] Evet, insan, kafası böyle şeylerle meşgulken namaza durmamalıdır Çünkü o anda insanın kafası iki şeyle meşgul olur ve bu gibi durumlarda ise, ekseriyetle çok önemli hususlar kaçırılmış olur Ayrıca, böyle bir vaziyette namaza durmada, namaza da hakaret vardır Zira o, hemen geçiştiriliverecek kadar basit bir iş değildir O, hemen aradan çıkarılıversin diye değil, arayı aydınlatsın diye vardır

Namaza Hazırlık

Diğer taraftan, huzur-u kalble namaz kılmak için yapacağı bütün ön hazırlıklar da, aynen namaz gibi insana sevap kazandırır Onun için evvelâ, atması gerekli olan şeyleri atacak ve ibadet turnikesine sadece ibadet duygusuyla girecek ve namazda kendisini meşgul edecek bütün tesirlerden kurtularak, namaza öyle duracaktır Böylece namaza durma anına kadar geçen her merhale, o insana yine sevap kazandıracaktır Çünkü onun niyeti, huzur içinde namaz kılmaktır ve mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır[60] Düşünmeli ki, bir başkası, bu ihtiyacını görürken sadece ihtiyacını görmüş olur; hâlbuki mü'min ıtrahatında dahi sevap kazanır evet onun istincası, istibrası hep sevaptır

Aslında ihtiyacın giderilmesi, abdestin alınması, insanı ruhen namaza hazırlamaları itibarıyla da oldukça ehemmiyetlidirler İster bu abdest uzuvlarının yıkanması esnasında vücuttaki elektriklenmenin mecra değişikliğine uğramasından, isterse getirilen başka izahlar sebebiyle olsun, netice değişmez Aslında mü'min abdest alırken, bu gibi hikmetleri hiç de aklına getirmez O, abdesti ne için alıyorsa sadece onu düşünür Düşündükleri arasında en birinci sırayı da namaz alır

Abdest için yapılan hazırlık, tenbihin birincisi, abdest ise ikincisidir Sonra ezan okunur, bu da üçüncü defa insanı namaz için uyarır Aslında hem abdest alırken, hem de abdestin sonunda mesnun olan artık suyu içmek, dua okumak gibi sünnetleri yerine getirirken insan, hep metafizik bir gerilime girmektedir Ardından buna, bir de sünnet olan namazı kılmak eklenir ki, böylece insan farzı kılmaya tam hazır hâle gelir

Evet, namaz turnikesinde her şey bize namazı hatırlatıyor Ta işin başında minarelerden yükselen lâhûtî sadâ, gerilimimizi artırabildiğince artırıyor ve biz, Allah'ın büyüklüğünü vicdanımızda duymaya başlıyoruz Gideceğimiz mescide ulaşmak için, adımlarımızı daha da sıklaştırıyoruz böylece ezanla, ötelerden gelen bir çağrıya icabet ediyor gibi ritmimizi artırıyoruz Ezanı okuyan ses, sona doğru erimeye yüz tutarken, biz de vicdan ve ruhumuzla âdeta eriyoruz Sonra mescide gelip nafile namaza duruyoruz Bu da, bir bakıma bizim için farzın kapılarını zorlama oluyor Ve sanki nafilemizle teveccüh ettiğimiz Rabbimize şöyle demek istiyoruz:

Allahım! İstiyorum ki hep Sana teveccüh edeyim aradığımı Sende bulayım Seni görüp, Seni duyayım ve hep Seni soluklayayım Çünkü Senin dışında başka taraflara bakmak, başkalarını görmek, başka şeylerle meşgul olmak fuzulidir Ben fuzuli şeylerden kaçıyor, çok önemli bir şeye teveccüh ediyorum

Nafilede, kapıyı böylesine zorlamak ve Hak kapısının tokmağına dokunmak, farza şuurluca girebilme hâlini yakalamaya çalışmak, farzla konsantre olmak için önemli vesilelerdir

Abdest, yapacağı tesiri yapmıştı ezan da yaptı ve nafile ile üçüncü adımı da atmış olduk İşte tam bu esnada, nağmesi sûzişî bir müezzin kalkıyor, kemal-i samimiyetle Allah'a yöneliyor ve kamet getiriyor Bizim için bu, artık heyecan adına bardağı taşıran son damla oluyor

Bu son noktada olsun, vicdan heyecana gelmiyor, Allah'a tam teveccüh edemiyor ve "Mihrabım neredesin!" deyip inleyemiyorsa o işte bir noksanlık var demektir

Müezzin kamet getirmekle, Allah'tan başka insanı meşgul edecek her şeye son darbeyi indirir ve kul da "Allahü Ekber" deyip namaza bu mülâhaza ile girer, sonra da rükûa giderken, secdeye varırken hep bu sözü tekrar eder Böylece her rükünde Rabbinin büyüklüğünü, kendisinin de küçüklüğünü ilan ederek: "Rabbim, Sen büyüksün, ben de küçük" der, Büyük azametiyle durur, küçük de O'nun karşısında tam bir kulluk ve kölelik şuuru içinde serfürû eder, düşüncesiyle kıvranır durur Siz isterseniz buna, namazla konsantre olmanın umumî serencamesi diyebilirsiniz

İnsan, namazda Allah'a ulaşır hem öyle ulaşır ki, Hz Muhammed Mustafa'nın Miraç'ta Allah'a mülâki olup, verdiği selâmı, o da Tahiyyat'ta, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk'a yöneltir ve o selâmı tekrar eder

Hataların Temizlenmesi

Hadis-i şerifte hataların mahvedilmesinden bahsedilerek يَمْحُو اللّٰهُ "Hata­ları siler temizler" deniliyor Burada "mahv" yazılmış bir şeyin silinmesi demektir Öyle ise, hata bir nüve hâlinde tabiat-ı beşerde var İnsan bu nüveyi ya nemalandırır veya gelişmesine fırsat vermez Allah Resûlü'nün tavsiye ettiği hususların yapılmasıyla Cenâb-ı Hak, bu hataları silip süpürür ve kabiliyet-i şerri de kabiliyet-i hayra çevirir

يَمْحُو اللّٰهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ âyetinde de bu hakikate işaret edilir Âyet şöyle demektedir: "Allah dilediğini silip iptal eder, (dilediğini de) isbat edip sabit bırakır Bütün kitapların aslı O'nun yanındadır"[61]

Demek oluyor ki, hata istidat olarak insan tabiatından ayrılmayan bir araz ve her insan için çok önemli bir husus Öyle ise, onun temizlenmesi ve silinmesi de mutlaka herkesi ilgilendirecektir

Her insan hata işleyebilir, hatta hayatını inhiraflar içinde sürdürebilir Ancak bu hataların silinerek yerlerine âli derecelerin kaydedilmesi de, her zaman ve herkes için mümkündür İşte böyle bir bahtiyarlığa mazhar olma yollarından biri de, her şeye rağmen, bütün sıkıntılara katlanarak abdest almaktır ikinci olarak ciddî bir arzu ve iştiyakla sürekli mescitlere koşmak, sonra da âdeta kalbi mescide asılı kalmak ve hayatımın diğer parçalarına da nur saçayım diye, yine mescide gelmek niyetiyle mescidden ayrılmak ve üçüncü olarak, namazdan sonra başka bir namazı intizar etmek Bunlar, hem hataları siler, götürür hem de insanı, derece derece arş-ı kemalâta urûc ettirir

http://yesrip.yetkinforum.com

e.ubey

avatar
{{{~Yönetici~}}}
{{{~Yönetici~}}}
Ribat

Allah Resûlü, bu amelleri "Ribat" olarak takdim buyurmuş ve bu kelimeyi üç defa tekrarlamıştır

"Ribat", maddî-mânevî bereketin akıp akıp gelmesine denildiği gibi, her türlü belâ ve musibetin geleceği noktalara karşı uyanık olma ve dikkat kesilmeye ve kendini bir işe, bir şeye bağlama ve adamaya da denir Zaten, tehlike noktalarını beklemek üzere kendini o işe adamış askere de "Murâbıt" denilmektedir "Murâbıt"ın cem'i "Murâbitûn" kelimesidir Bir zamanlar bu isim adı altında bir devlet de kurulmuştu

Kur'ân-ı Kerim:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

"Ey iman edenler! Sabredin, sebat gösterin ve (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun! Allah'tan korkun ki başarıya eresiniz"[62] buyurarak bize işte bu rabıtayı emretmektedir

Başka bir âyette de: وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ "Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiğince kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın…"[63] buyrulmakla değişik bir zaviyeden "ribat"a dikkat çekilmektedir

Ribat, kendini adama, vakfetme mânâlarına geldiğine göre, insan, tastamam abdest alır mescitle evi arasında âdeta mekik dokur sürekli kalbi mescidde evine veya işine bu düşünce ile dönerse o insan, kendini Allah'a adamış, vakfetmiş demektir

Bu ifadesiyle Allah Resûlü bir cinas kapısı da açıyor ve diyor ki: Aslında ribat, düşman karşısında, askerlerin ülke sınırlarını korumak üzere kendilerini vakfetmelerine denir Dış düşmanlara karşı hazırlıklı olmak ve onların gelebileceği noktalara tahşidat yapmak, bu bir ribat olduğu gibi, bir de insanın, şeytan ve nefis denen düşmanlara karşı bir kavgası vardır ve bu kavga bir mânâda o cihaddan daha büyüktür

İnsan ise, bu her iki cihadı da yerine getirmekle mükelleftir Bunlardan biri küçük cihad (cihad-ı asgar), diğeri ise büyük cihad (cihad-ı ekber)dir Düşmanla yaka-paça olurken, insan çok defa nefsine ait aldatıcı şeyleri düşünme fırsatını bulamaz; böyle bir insanın, tenin, cesedin, bedenin altında kalma ihtimali daha azdır Zira, bütün benliğini cihad düşüncesi sarmış ve onu bütünüyle meşgul etmektedir Fakat o, rahata, rehavete çekildiği zaman, ruhunu fena şeylerin sarma ihtimali yüksektir Onlara karşı ruh dünyasını koruma ve kollama mecburiyetindedir Bu da bir cihaddır ve bu cihadda kullanacağı en mühim silah da namazdır Cihad, yerine göre farz-ı kifaye, yerine göre farz-ı ayn olur Maddî cihadla iç cihad arasında farziyette de bir benzerlik vardır Onun içindir ki Allah Resûlü, bir muharebeden dönerken: "Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz" buyurmuşlardır[64]

İnsanın kalbinin camiye asılı olması; yani namazla içli dışlı bulunması ve Nebi'nin anlayışıyla namaza şehvet hissiyle bağlanması âdeta onun bir namaz âşığı kesilmesi, kesilmesi ve namazın, o şahıs için göz aydınlığı hâline gelmesi, cephede nöbet bekleyen insanın ameline denk ve müsavi tutulmuştur

Bu hadisle ilgili mülâhazalarımıza kısa bir hulâsa getirecek olursak: İkisi daha ziyade davranışlarla, diğeri de niyetle alâkalı öyle üç şey ki, duygu ve düşünce itibarıyla insanı bir çeper içine alıyor, إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ "Şüphesiz iyilikler kötülükleri siler-süpürür götürürler"[65] inşirah-bahş fermanı gereğince, onu geçmişteki günahlarından arındırıyor ve geleceğin muhtemel hatalarına karşı da, ibadet aşkı, Hak'la irtibat ve niyet gücüyle teçhiz edip savaştırıyor

Birincisi; su ve hava unsurlarının rahat abdest almaya müsait olmadığı; suyun da, havanın da soğuduğu veya nedretinden dolayı suyun, abdeste sarf edilmeyecek kadar kıymetlendiği durumlarda –tabiî, hayatî ve zarurî ahval müstesna– özene özene abdest almak, çok derin bir hulûs, ciddî bir sevap hırsı ve alabildiğine bir kulluk iştiyakı ister ki, yerine getirebilsin

Eğer bir insan bütün bu derinlikleri göstermenin ifadesi olarak, en ağır şartlar altında abdest alabiliyorsa, gönlü mamur ve O'nunla irtibatlı demektir Zaten –buradaki "cihet-i câmia" da irtibattır– böyle aydınlık bir dünyada, lekeler kıymık kıymık gidip ruhun derinliklerine saplansalar bile, kat'iyen kalıcı olamazlar Abdestin, vücudun elektriğini dengelemesi insanın abdestle büyük ölçüde streslerini yenmesi ve ruhun günde beş defa metafizik güçle yenilenmesi bizim için mahfuz ve müsellem olmakla beraber, mevzuun çerçevesini aştığı için geçiyoruz

İkincisi; bir mânâda miraç ve Allah'a ulaşma yolunda gidip gelip mescitlerin yollarını aşındırma Bedenin zindeleşmesi ve fizikî gücün korunması mahfuz; ruhun, idrakleri aşan neşvelerle şahlanması, kalbin, daha namaza girmeden namaz mülâhazalarına dalması, tam Allah huzuru sayılan mühim bir ibadet için gerekli konsantrasyonun sağlanması ve "çokça adım" sözüyle ifade edilen bu uzun yolda ayrı ayrı buudlarda değişik mülâhazalara dalınması, dalınıp başkalaşılması ve bu başkalaşmalar içinde kara geçmişlerin nedametlerle silinip, iniltilerle ak'a boyanıp aklanması, hayrın, yeni hayırlara vesile olması mânâsında öyle salih bir dairedir ki –fasit daire karşılığında kullanıyorum– bu dairede seyahate azmetmiş birinin geçmişi, لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ "Neticede Allah senin geçmiş günahlarını yarlığayacak"[66] beyanından nebean eden vefaya; geleceği de وَمَا تَأَخَّرَ "Gelecek günahlarını da"[67] hısn-ı hasînine emanettir Onun içindir ki, bu seyahatin her menzilinde gözler, يَمْحُو اللّٰهُ بِهِ الْخَطَايَا ile açılır-kapanır, gönüller de وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ bişaretiyle coşar

Üçüncüsü; âşığın vuslat bekler gibi namaz vakitlerini beklemesi ve o mübarek vakitleri, tıpkı "evkat cetveli" gibi kullanarak, hayat ve faaliyetlerini ona göre tanzim etmesi, öyle tasavvurları aşan bir zaman anlayışıdır ki; insan o sayede, amellerin belli zaman dilimlerine dağılmasından meydana gelen boşlukları, ancak böyle bir niyet buuduyla doldurabilir, namazdaki huzuru ve Hakk'a yakınlığı namaz dışına da taşıyabilir ve bütün dünyevî meşgalelerini Allah'la irtibatlandırıp hepsini ibadet hâline getirebilir Bu itibarladır ki, sınırlılığı içinde niyet sayesinde sınırsızlaşan pek çok ibadet gibi, intizar ruhuyla kılınan namaz da, aynen maddî-mânevî cihad gibi رِبَاطٌ sözüyle insanın Rabbiyle münasebetinin unvanı olmuştur

Bu da, abdest ufkunda tüllenip, namazla semavîleşen mü'minin aydınlık dünyasından, küçük bir kesit takdim etme adına, yine O'ndan, alabildiğine kısa fakat derin, oldukça az kelime fakat şümullü bir söz örneği

[52] Müslim, tahâret 41; Tirmizî, tahâret 39
[53] Bkz: Tirmizî, kıyâme 49; İbn Mâce, zühd 30
[54] Buhârî, ezan 36; Müslim, zekât 91
[55] Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 12/84; Deylemî, Müsned, 1/172
[56] Ebû Dâvûd, edeb 78; Ahmed b Hanbel, el-Müsned, 5/364, 371
[57] Nesâî, işretü'n-nisâ 1; Ahmed b Hanbel, el-Müsned 3/199
[58] Beyhakî, Şuabü'l-iman, 3/39
[59] Tirmizî, tahâret 108; İbn Mâce, tahâret 114
[60] Bkz: Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 6/185
[61] Ra'd sûresi, 13/39
[62] Âl-i İmrân sûresi, 3/200
[63] Enfâl sûresi, 8/60
[64] Beyhakî, ez-Zühdü'l-kebîr, 2/165; Bağdâdî, Târîh-i Bağdat, 13/523
[65] Hud sûresi, 11/114
[66] Fetih sûresi, 48/2
[67] Fetih sûresi, 48/2

http://yesrip.yetkinforum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz